TBB Amblemi için bkz. Menüler -TBB - TBB Amblemi
 
TBB BAŞKANI AV.ÖZDEMİR ÖZOK’UN
SİVAS BAROSUNUN 75.KURULUŞ YILDÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ ÇERÇEVESİNDE DÜZENLENEN 03/05/2008 GÜNLÜ TOPLANTIDA YAPTIĞI AÇIŞ KONUŞMASI

Sayın meslektaşlarım, değerli konuklar;

Sivas barosunun 75.kuruluş yıldönümü etkinlikleri nedeniyle düzenlediği “Avukatlık Yasasında Değişiklik Önerileri” konu başlıklı toplantıya hoş geldiniz.

Sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Bu gün gerçekten çağdaş, onurlu ve ulusal bilinç ekseninde var olan genç Türkiye Cumhuriyeti için son derece önemli bir Anadolu kentinde toplantı yapmanın heyecanını, onurunu ve mutluluğunu yaşıyoruz. Çünkü Sivas, Milli iradenin ve milli mücadele ruhunun oluştuğu, yoğrulduğu ve şekillendiği bir kent olarak bu övgüleri tarihsel konumu gereği çoktan hak etmiş ender illerimizdendir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışından hemen sonra milli iradeyi belirleyecek bir konferansın Sivas’ta toplanmasını uygun görmesi ve Erzurum kongresinden hemen sonra, yeni ulus devletin kuruluşu yolundaki önemli adımlarından biri olan Sivas Kongresinin bu kentte yapılmış olması Sivas iline ve Sivas halkına tarihi sorumluluklar yüklemiştir. Bu nedenle Sivas ili ve Sivas halkı bu tarihi sorumluluğun gereği olarak genç Türkiye Cumhuriyetine  ve onun ilkelerine bir başka sahip çıkma durumundadır. Çünkü bu ilke ve devrimler Sivas’tan tüm Anadolu’ya dalga dalga yayılmış, bu ilke ve devrimlere karşı çıkanlar ve baş kaldıranlara da  Sivaslı gerekli zamanda, gerekli yanıtı vermiştir.

Tarihi kaynaklar kurtuluş savaşında Sivas ilinin merkez ilçeden 150, Şarkışla’dan 110, Yıldızeli’nden 91, Zara’dan 71, Aziziye’den 56, Divriği’den 51, Koçhisar’dan 47, Kangal’dan 45, Koyulhisar’dan 36, Hafik’ten 9 olmak üzere toplam 666 yiğit evladını şehit verdiğini göstermektedir. Sivaslı bunca bedel ödeyerek yarattığı büyük esere her zaman sahip çıkmaktadır. Nitekim efsanevi niteliklere sahip Veysel usta bunu çok güzel ifade etmiştir.

Vatan bizim, ülke bizim el bizim,
Emin ol ki her çalışan kol bizim,
Ay yıldızlı bayrak bizim, mal bizim,
Söyle Veysel, övünerek, överek,

Yürüyelim Atatürk’ün izine,
Boş verelim bozguncular sözüne,
Göz atalım şu dünyanın hızına,
Yürüyüp hedefe varalım kardaş,

Atatürk’ün yattığı yer nur olsun,
Azim fikir emelimiz bir olsun,
Herkes birbirine kız verip alsın,
Çıkarıp nifakı sürelim kardaş

Veysel’in sözleri kanun dışımı,
Mantığa uymazsa kesin başımı,
Bana düşman etmiş vatandaşımı,
Sebebi ne ise soralım kardaş,

Böylesi tarihi ve kültürel değerlerle iç içe olma yanında genç Türkiye Cumhuriyetimizin kuruluşunda üstlendiği son derece önemli sorumluluklar gereği Sivas kenti ve onu temsil eden kurum ve kuruluşlar bu sorumluluk bilinciyle hareket etmek durumundadırlar. Kuşkusuz bu kurumların başında 75 yıllık tarihi geçmişi ile özgür ve bağımsız Sivas barosu gelmektedir. Sivas barosunun bu sorumluluk bilinciyle hareket edeceğine ve çağdaş, uygar ve aydınlık Türkiye Cumhuriyetinin evrensel değerlerle buluşmasına büyük katkılar sunacağına inancımız tamdır. Bu duygularla Sivas baromuzun ve onun sayın üyeleri sevgili meslektaşlarımızın nice 75 yıllara kavuşmasını dileriz.

Sayın meslektaşlarım, değerli konuklar;

Ülkemizin siyaset, ekonomi ve hukuk gündemi çok hızlı bir biçimde değişmektedir. Özellikle 22 Temmuz 2007 seçimleri öncesi Cumhurbaşkanlığı seçimi başta olmak üzere yaşanan olaylar Türk siyaset ve hukuk tarihinde yerini alacaktır.

22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra yaşananlar ise ayrı değerlendirmeyi gerektirecek önemdedir. Seçimlerden hemen sonra, oluşan yeni kabine, meclis başkanı seçimi ve arkasından  başlayan Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları ve Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi ile sürüp giden çekişme ve tartışmalar. Arkasından sivil Anayasa tartışmaları ve bu konuda siyasal iktidarın hazırlattığı Anayasa önerisiyle ilgili günlerce süren yoğun tartışmalar. Bu tartışmalar sürerken bu kez tüm toplumu doğrudan ilgilendiren “Türban” düzenlemesi ve tartışmaları. Türkiye bu konuları tartışırken 14 Mart 2008 günü saat 16.30 sularında haber ajanslarına bomba gibi bir haber düştü “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı İktidardaki AKP hakkında antilaik hareketlerin odağı olma gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde kapatma davası açmıştır” bu haber ulusal ve uluslararası alanda büyük bir yankı uyandırmıştır. Bu gelişmelerin şoku yaşanırken bu kez TCY’nın 301. maddesiyle ilgili yeni düzenlemeler gündeme gelmiştir. Bütün bu tartışmaların dışında yaklaşık 8 aydır sürdürülen ve kamuoyunda “Ergenekon” davası diye nitelendirilen soruşturma hukuk ve siyaset gündemimizi meşgul etmektedir.

Belirttiğimiz bu hukuk ve siyasetin iç içe olduğu olaylarda maalesef aydınlar, köşe yazarları, politikacılar başta olmak üzere toplumun büyük kesimi ikiye bölünmüştür. Bir anlamda iktidar partisine yakın olanlar kapatma davasına karşı çıkmakta, Ergenekon soruşturmasını savunmakta, iktidar partisine karşı olanlar ise kapatma davasını savunmakta, Ergenekon soruşturmasına karşı çıkmaktadır. Ülkemiz üzülerek ifade etmek isteriz ki bu garabeti, bu hukuk dışılığı yaşamaktadır. Bir çok kesim yargı ve hukuk üzerinden kendi egolarını tatmin etmek istemektedirler. Bu yaşananlar asla hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmamaktadır. 

Türkiye Barolar Birliği tüm bu gelişmeler karşısında hukukun öne çıkarılmasını, herkesin kendini hukuka dolayısıyla yargının güvenli ellerine bırakmasını önermiş ve bu doğrultuda  duruş sergilemiştir.

Çünkü; John Locke’un yıllar önce vurguladığı gibi “hukukun bittiği yerde tiranlık başlar” bu özdeğiş yanında Alfred E.Smith’in “hukuk, demokraside azınlıkların haklarını ve özgürlüklerini koruma aracıdır” biçiminde ki değerlendirmede de vurgulandığı gibi, hukuk hepimizin kouması ve sahip çıkması gereken bir toplumsal olgudur. Bu nedenle hukuk ve yargıya yaklaşırken gerekli özen ve duyarlılığın gösterilmesi gereklidir. Pierre Calamanderi’nin “hiç kimse onu bulandırmadığı ve ihlal etmediği sürece hukuk teneffüs ettiğimiz hava gibi görünmez ve tutulmaz bir şekilde etrafımızı kaplar. Hukuk ancak kaybettiğimizi anladığımız zaman değerinin farkına vardığımız sağlık gibi sezilmez bir şeydir” tanımında da olduğu gibi hukukun yok olması ülke ve ulus için telafisi imkansız sağlıksız sonuçlar doğurur. Bu nedenlerle yıllardır dillendirdiğimiz eksiksiz demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve hukuk devletinin ülkemizde egemen olması yönündeki duruş ve duyarlılığımızı her dönemden daha bilinçli bir biçimde sürdüreceğiz.

Bu bağlamda, tam bağımsız olamadığı için kurumlaşamayan yasama ve yürütmenin etki alanında bulunduğu için sürekli eleştiri altında olan yargının savunma ayağı altmış beş bin avukat olarak, bağımsız savunmayı oluşturamamanın ciddi sıkıntılarını ve sorumluluğunu yaşamaktayız.

Bugün burada değerli katılımcılar ve sevgili baro başkanlarımız bu sorunları da içeren “Avukatlık Yasasında değişiklik önerileri” konu başlıklı toplantıda tüm sorunları otaya koyacaklardır.  

Avukatlar ve savunma mesleğinin önündeki engellerin kaldırılmasına ilişkin verilen güvenceli ve yetkili sözlere karşın;

- yıllarca yapılan mücadeleler sonunda Avukatlık yasasına konulan “sınav” hükmünü bir çırpıda kaldıran,

- bizleri yargılamayı tamamlayan değil engelleyen bir unsur olarak gören,

- uluslararası sözleşme ve belgelerde hüküm altına alınan “silahların eşitliği ilkesini” görmezden gelen,

- avukatlık ücretinin bir emek ve uzmanlık karşılığı olduğunu anlayamayan,

- savunma hizmetini ihale konusu mal sanan,

- savunma örgütü temsilcileri avukatlara yapılan ve çoğu ölümle sonuçlanan saldırıları doğal karşılayıp hiçbir zaman kınamayı ve geçmiş olsun dileğini düşünmeyen,

- kamu kesimi avukatlarını hukukçu olarak algılamayan,

- yasada açıkça hüküm altına alındığı halde, baroların ve barolar birliğinin protokol düzenlemelerini bir türlü içine sindiremeyen,

- avukatlık kimliğini yasa buyruğuna karşın “resmi kimlik” olarak tanımayan,

- Resmi kurumlarda yasa gereği sağlanması gereken bilgi ve belgeye ulaşma yerine, direniş sergileyen bununla da kalmayarak  mahkeme dosyalarında yabancı muamelesi yapan,

- avukatlar ve savunma mesleğinin önünü kesmek ve yaşam alanını daraltmak amacıyla, Muhasebeci-Mali Müşavirler, Marka-Patent ve Rekabet vekilliği yanı sıra Noterlik yasasında da yeni düzenlemelere giden,     

- tüm bunların yanı sıra ekonomik ve pazarlık gücü elinde bulunduran uluslararası hukuk ve avukatlık firmalarına geçit veren,

benzeri anlayışlara ilave olarak, CMK’da baroların ve barolar birliğinin yasal yetkilerini elinden alan, 5560 sayılı yasa ile Cumhuriyet savcılarını avukatların ita amiri durumuna getiren haksız ve dayanaksız yaklaşımları  kabul etmemize olanak yoktur.

Bütün bunlara emekli olmuş ya da olmamış yaklaşık yüz profesörün görev yaptığı 44 hukuk fakültesinin her yıl verdiği ortalama 9000 mezundan yaklaşık 7000 mezunun sadece biçimsel stajı tamamlayarak mesleği icraya başladığını eklersek bir niceliksel baskı altında olduğumuzu ve bununda çok önemli nitelik kayıplarına yol açtığını net bir biçimde görürüz.

Sayın Adalet Bakanının her fırsatta yeni ve çağdaş bir “Avukatlık Yasası Taslağı” kendilerine sunulduğunda kolaylıkla yasalaştıracağını sıkça tekrarlamasına ve sayın Başbakanının sorunların çözümü için 48 baro başkanı önünde kabinenin üç önemli bakanına talimat vermesine karşın, savunmanın önündeki sorunlar yumağı eksilmediği gibi yenileri eklenmektedir. Belirtilen bu olumsuzlukları birleştirince avukatlara, barolara ve barolar birliğine yönelik olumsuz bir tavır içine girildiğini düşünmek durumunda kalıyoruz. Özellikle mesleğin geleceğini etkileyecek olan avukatlık sınavı teklifinin TBMM’si Adalet komisyonunda ve Genel Kurulda görüşülmesi sırasında maalesef meslektaşımız olan kimi milletvekillerinin hayret ve ibretle izlediğimiz mesleğimiz ve meslektaşlarımıza yönelik tespit ve değerlendirmeleri bu kanaatimizi güçlendirmiştir. 

Oysa;

“Bağımsız Savunma, Bağımsız Yargının Kurucu  Unsurlarındandır”

“Bağımsız Savunma Olmaksızın Güçlü ve Bağımsız Bir Yargıdan Asla Söz Edilemez”

“Adil Yargılanma Hakkının Olmazsa Olmaz Koşulu Bağımsız Savunmadır”

“Hukuk Devletini ve Hukukun Üstünlüğünü Savunmak Türkiye Barolar Birliği ve Baroların Asli Görevlerindendir”

“ Barolar ve Barolar Birliği İnsan Temel Hak ve Özgürlüklerinin Ödünsüz Savunucularıdır”

tüm bunların gerçekleşmesi içinde; Savunmanın, Avukatların, Baroların bağımsızlığını içeren Havana Kurallarının 16.maddesi gereği;

“Hükümetler Avukatların ve Onların Meslek Örgütleri Olan Baroların ve Barolar Birliğinin Hiçbir Baskı ve Engellemeyle Karşılaşmadan, Mesleki Çalışmalarını Bağımsız Bir Biçimde Yerine Getirmelerini Sağlamakla Yükümlüdürler” savunma örgütü temsilcileri avukatların çalışma ilke ve yöntemlerini belirleyen bu kavramlar ne yazık ki, başta siyasal iktidar olmak üzere, kimi kamu kurum ve kuruluşlarınca engellenmek istenmektedir. Gücünü bağımsız örgütünden alan savunmanın gür sesi avukatların, bu olumsuzluklar karşısında sessiz kalması asla beklenemez.

Çünkü;

- Savunmayı çökertip yargıyı ayakta tutmak mümkün değildir. Güçlü yargı ancak güçlü ve bağımsız savunmayla mümkündür. Savunmayı gözardı edenlerin bir gün savunmaya ve avukata ihtiyaçları olacağını yadsımak olanaksızdır.

Türkiye’yi ve toplumun her kesimini kendi mikro ölçeğine çekmeye çalışan siyasal iktidar-anlayış, yargı erkinin de bütününe yönelik sistemli bir yıkım planı uygulamakta ve böylelikle yürütme üzerindeki yargı denetimini etkisizleştirmek istemektedir. Bunun örneklerini siyasal iktidarın yargıya ve yargı kurumlarına yaklaşımlarında açıkça görmek mümkündür.

İzlenen yol, geçmişten günümüze tarihi süreç içinde hiçbir siyasal iktidara yarar sağlamamıştır. Çünkü unutulmasın ki, savunma çökerse yargıda çöker ve hep beraber altında kalırız.

Değerli meslektaşlarım bu nedenle hepimize çok zor görevler düşmektedir. Bu bağlamda; Avukatlık yasasının Baro Yönetim Kurulunun görevlerini düzenleyen 95.maddesi “...avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunması” görevini barolara vermekte aynı şekilde 121.maddenin 18.bendinde ise “...mesleki dayanışmanın sağlanması ve devamlılığı için her türlü çalışmalarda bulunmak, mesleğe ve meslek mensuplarına yönelik hak ihlallerine karşı avukatlık mesleğini ve meslektaşlarını savunmak ve bu konularda her türlü yasal ve idari girişimlerde bulunmak...” görevi Türkiye Barolar Birliği yönetim kuruluna verilmektedir. Bizler bu görevleri barolar ve barolar birliği genel kurullarının verdiği yetkilere dayanarak en üst düzeyde ve eksiksiz olarak yerine getirmeye çalışmaktayız. Ancak bunca sorunlar sarmalıyla karşı karşıya olan mesleğimizin  geleceği bakımından bu çalışmalar yeterli değildir. Tüm meslektaşlarımızın bu konularda gerekli duyarlılığı göstermesi, savunma hakkının gölgelenmesine izin vermemesi gerekmektedir.

Barolar, barolar birliği ve avukatlar olarak; yeni bir çalışma düzeni başlatarak;

- Hukuk Fakültesi öğrencisine, avukat stajyerine, avukata mesleğine duyması gereken saygı yanında, gereken özeni göstermesini önemle anlatmalıyız,

- Ayrıca yargıçlara, savcılara aynı kökten bir bütünü oluşturduğumuzu, birimizin varlığını sürdürmesinin diğerine bağlı olduğunu, bu üçlünün uyumu ve kalitesinin “adil yargılama”, “adalete erişim” ve “adalete saygıyı” gerçekleştireceğini hatırlatmalıyız,

- Ülkeyi yönetmeye talip olan siyasetçiye de, bağımsız savunmanın bağımsız yargıda, bağımsız yargının gerçek hukuk devletinde, gerçek hukuk devletinin de, ancak eksiksiz demokrasi ve insan haklarına saygıyla yaşama geçebileceğini ısrarla söylemeliyiz ve bunun böyle olduğunu kabul ettirmeliyiz.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, Sivas Spora tüm Anadolu futbolu içinde önemi çok büyük olan şampiyonluk maçında başarılar diliyor, sizlere sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

 

 
Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
Başkanın Özgeçmişi
Başkanın Mesajı
Konuşmalar
Konuşma Videoları
E-Posta
Her Hakkı Saklıdır ©2008 Türkiye Barolar Birliği TBB Web Tasarım Birimi